Birinci Bölüm:
Âlemlerin Rabbine hamdolsun, ben şehadet ederim ki, Salihlerin dostu olan Allah’tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki, yüce ahlak sahibi Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed, O’nun kulu ve elçisidir. Allahım, peygamber Efendimize, tertemiz ailesine, davetinin emanetçileri, ordusunun komutanları olan mübarek ashabına salat ve selam buyur. Bizden ve onlarda razı ol. Ey Âlemlerin Rabbi olan Allahım bizi cehalet ve şüphelerin karanlığından, ilim ve marifet nuruna çıkar, arzuların kuyusundan, cennetine ulaştır.
İlim Kavramının Gerçek Manası:
Değerli kardeşlerim, Geçen derste ilim talebinin her Müslüman üzerine farz olduğundan, ondan başkasını tercih etme şansımızın bulunmadığından, ilimsiz bir hayatın mümkün olmadığından ve ona zaruri olarak ihtiyaç duyduğumuzdan ve ilmin dünya ve ahirette saadete sebep olduğundan bahsetmiştik.
İmam Şafi şöyle demişti: “Dünyayı istiyorsan, ilim alman gerekir, ahireti istiyorsan, yine ilim alman gerekir, ikisini de istiyorsan yine ilim almalısın.”
Benim korkum, Allah’ın teşvik ettiği, Rasulullah (s.a.v.)’in yönlendirdiği ilmin, gücümüzü, maaşımızı ve çocuklarımızın geleceğini kazanmak için elde edeceğimiz bir şey olduğunu zannetmenizdir. Hayır, kardeşlerim, insanı başarıya götüren, kişinin çağımızda onunla övündüğü, konularını sadece nitelik, inceleme, kanunlaştırma, üretme ve hamle yapmak için aldığı ilim, insan ruhunun derinliklerine ulaşamaz, insanı terbiye etmez ve yüceltmez. Gördüğünüz, duyduğunuz ve okuduğunuz her şey de bunu onaylar.
Değerli kardeşlerim, Batılı toplumlarda insan, ilimde ilerlemiş ama geçmişten beri ahlaki ve toplumsal çöküntüde de ilerlemişlerdir. Bu eğitimli toplumlarda, aile bağları çökmüş, toplumsal ilişkiler parçalanmış, insani değerler yok olmuş, pornografi yayılmış, zina ve edepsizlik genel hale gelmiş, gençler uyuşturucu batağına dalmış, kişi ailesinden, eşinden, toplumundan, vatanından, milletinden, dininden ve insanlığından kopmuştur. Hiçbir şeye aidiyetleri kalmamış, hayvanlara benzer hale gelmişlerdir.
Değerli kardeşlerim, bu eğitimli toplumlarda, bilim adamları hastalık ve ölüm için çalışmak üzere laboratuarlarında inzivaya çekilmişler, biyolojik ve kimyasal silahlar üretmektedirler. Bu silahlar insanları felç ve isteri gibi hastalıklara sürüklemekte, hatta yok etmekte, organlara ve duyulara zarar vermektedir. Yine bu toplumlarda, diğer kıtalarda insanlar açken ve bu açlıkları binlerce kurban ile giderilmeye çalışılırken batılı insanlar, bitkisel mahsulleri fiyatları yüksek kalsın diye ya açık denize atmakta, ya da yerinde yok etmektedirler. Hırsızlık ve suç oranları bir yılda, bir gelişmiş ülkede inanılmaz derecelere (16.000.000) ulaşmıştır. Yapılan bir ankette vatandaşların %70’i hayatından endişe etmekte, %80’i ise malından endişe etmektedir ve her insan hırsızlıkta veya bir suçta rol oynamaya başlamıştır.
Batılı Eğitimli toplumlarda, savaş çıkmış, elli milyon kişi ölmüş, şehirlerin ve imalatçıların çoğu yıkılmış, iki şehre atom bombası atılmış, 160 000 insan, birkaç dakika içinde imha edilmiştir. Hatta, hala deformasyon devam etmekte ve günümüzde hala yaşanmaktadır, oradaki araziler hala tarıma elverişli halde değildir. Tabi insanlığın refahı için, fiziki bilimlerdeki ilerlemelerini de reddedemeyiz.
Fakat değerli kardeşlerim, bazı sonuçlar, bazı fiziki ilimler yine de insan ruhuna ulaşamamış, onu terbiye edememiş, yüceltememiştir. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmuştur:
﴾ حَتَّى إِذَا أَخَذَتْ الْأَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ أَهْلُهَا أَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَا أَتَاهَا أَمْرُنَا لَيْلًا أَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَاهَا حَصِيدًا كَأَنْ لَمْ تَغْنَ بِالْأَمْسِ ﴿
“Nihayet yeryüzü (o bitkilerle) bütün ziynet ve güzelliklerini alıp süslendiği ve sahipleri de onun üzerine (her türlü tasarrufa) kadir olduklarını sandıkları bir sırada, geceleyin veya güpegündüz ansızın ona emrimiz (afetimiz) geliverir de, bunları, sanki dün yerinde hiç yokmuş gibi, kökünden yolunmuş bir hâle getiririz.”
[ Yunus Suresi: 24 ]
Şimdi, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ashabına öğrettiği ilmin hâsılatı nedir? Rasulullah (s.a.v.), onlara, kendilerini yüceltecek, onları bilginler ve âlimler yapacak ilimleri öğretmiştir ki derin anlayışları neredeyse onları peygamberler seviyesine çıkaracak derecededir. Peygamberimizin onlara öğrettiği ilimle ashap her alanda kahraman olmuşlar, hatta ashabın çağını kahramanlar çağı haline gelmiştir. Bu ilim ashabı yüceltmiş, kalplerini temizlemiş, iradelerini kuvvetlendirmiş, ufuklarını genişletmiş ve insani duygularını geliştirmiştir.
Hz. Ebu Bekir Efendimizin ona öğrettikleri ile değer kazanmıştır. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:
(( يا أبا الدرداء! أتمشي أمام من هو خير منك في الدنيا والآخرة ما طلعت شمس ولا غربت على أحد بعد النبيين والمرسلين أفضل من أبي بكر ))
“Ya Eba'd-Derdâ! Senden daha hayırlı olan birisinin önünde mi gidiyorsun? Şüphesiz, Nebiler ve Peygamberlerden sonra, Ebu Bekir'den daha faziletli birisi üzerine güneş doğup batmamıştır."
Hz. Ömer (r.a.)’tan da şöyle naklediliyor:
(( لو وزن إيمان أبي بكر بإيمان الخلق لرجح بهم ))
“Eğer, Ebu Bekir’in imanı, bütün insanların imanı ile karşılaştırılsa, Ebu Bekir’in imanı daha ağır gelecektir.”
Hz. Ebu Bekir, peygamber efendimizin ilk arkadaşı ve İslam Devletinin ikinci kurucusudur. Dinden dönenlerin karşısında yüce bir dağ gibi durmuştur. O, çok hassas ve ince bir ruha sahip, çok ağlayan biridir. Zira İbn Mesud (r.a) şöyle söylüyor:
(( لقد قمنا بعد مقاماً كدنا نهلك فيه لولا أن من الله علينا بأبي بكر ))
“Ebu Bekir olmasaydı helak olurduk”
Hz. Ömer (r.a.) de, Hz Peygamber (s.a.v.)’den öğrendikleriyle on dört bölgeyi yönetiyordu ki o zamanki bir bölge, şu anki büyük bir devlet kadardır. Bu bölgeleri ilim ve azimle, ölüm aracı kullanmadan yönetiyordu. Heybeti ile valilerini ve yöneticilerini denetliyordu. Hatta şu sözü meşhurdur: “Fırat kenarında bir koyun kaybolsa, ondan ben sorumluyum” İşte Rasulullah (s.a.v.)’den aldığı ilimle sorumluluklarını en üst seviyede hissediyordu.
Bir gün valilerinden birini, hüküm süreceği bir bölgeye göndermeden önce, ona şöyle sordu:
(İnsanlar sana bir hırsız veya bir gaspçı getirirlerse ne yaparsın? Vali şöyle cevap verdi: “Elini keserim.” Bunun üzerine Hz. Ömer “Biri de bana aç veya işsiz olarak gelirse seni sorumlu tutarım” buyurdu. Daha sonra da sözlerine şöyle devam etti: “Allah Teâlâ bizi halife olarak seçti, bizim de insanların açlıklarını gidermemiz, onları iş sahibi yapmamız gerekir. Onlara bu nimetleri verirsek, bunun şükrünü isteriz, zira bu eller çalışmak için yaratılmıştır. Eğer kişi, itaatte bir iş bulunmazsa, günahta, isyanda işler bulur. O zaman günahlar seni meşgul etmeden, sen itaatle meşgul ol.”)
Hz. Ömer’e Azerbaycan’daki valinin gönderdiği bir helva hediye geldi. O da kendisine bu hediyeyi getiren elçiye insanların orada bunu hep mi yediklerini sordu. O da “Hayır müminlerin Emiri, bu elit bir yemektir” deyince, Hz. Ömer utandı ve adama şöyle dedi: “Deven nerde? Hediyeyi al ve sahibine geri götür, sonra da ona “Hz. Ömer sana, insanlar senden önce bir yemeği yiyip doymadan, onu senin yememeni emrediyor.” de, buyurdu. Sonra da şöyle dedi: “Ben her hangi birinizden daha hayırlı değilim, ama sorumluluğu en ağır olanınız benim”
Allah Teala da şöyle buyuruyor:
﴾ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ ﴿
[ سورة الفتح الآية : 29 ]
“Muhammed, Allah’ın Resulüdür”
Kardeşlerim, çiğ bir ilim, insan ruhuna hitap etmez, insanın gelişmesine, yücelmesine katkı sağlamaz. Rabbimizin bizi teşvik ettiği ve peygamberimizin yönlendirdiği ilim bu değildir.
Nasipleneceğimiz ilim, herhangi bir meslek değildir, ruhumuza, bu yüzden de yolumuza etki etmeyen ilim, ukalalıktan başka bir şey değildir ve bir faydası da olmaz. Başkalarına karşı övüneceğimiz ilim, sadece cehaletin bir çeşididir. Doğru muhakeme ve yerinde düşünmemize engel olan ilim, yazılmış ve ezberlenmiş kitaplara bir yenisini ekleyen akıldan başka bir şey değildir. Denir ki, birisi İmam Şafi’nin el-Ümm adlı eserini ezberledi ve şöyle dedi: “Bir nüsha daha arttı”
Büyük bir âlim olduğumuz vehmine kapılmamızı sağlayan ilim, sadece gururdur, tahribe, yok olmaya, hastalık ve ölüm üretmeye yol açan ilim sadece suçtan ibarettir.
(Allahım, faydasız ilimden, korkmayan kalpten, ağlamayan gözden ve işitmeyen kulaktan sana sığınırım)
Peki, bize emredilen ilmin hakikati nedir, faydalanabileceğimiz ilmin içeriği nasıldır, beslenmemiz için gerekli ilmin kaynağı nerdedir, doğru hallere bürünmek üzere davranmamız için ruhumuza ve yolumuza ışık tutan ilmin etkisi nasıl olmalıdır? İşte bunların hepsini inşallah gelecek hutbede konuşacağız. Allahım bize faydalanacağımız ilmi öğret, öğrettiklerinden de faydalanmayı nasip et, ilmimizi arttır.
Değerli Kardeşlerim, hesaba çekilmeden önce, kendinizi hesaba çekin, Rabbinizle aranızdaki her şeyin kıymetini bilin ki mutlu olasınız, bilin ki ölüm meleği başkaları için bizi es geçti, fakat gün gelecek bizim için başkalarını es geçecek, bu yüzden hep tetikte olalım. Akıllı olan nefsini alçaltır, ölüm sonrası için çalışır, aciz olan ise, nefsine ve hevasına uyar ve Allah’tan bekler durur.
Alemlerin Rabbine hamdolsun
İkinci Bölüm:
Âlemlerin Rabbine hamdolsun, Ben şehadet ederim ki Salihlerin dostu Allah’tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Peygamber Efendimiz O’nun kulu ve elçisidir, O yüce bir ahlak üzeredir.
Allahım bizi hidayet verdiğin, afiyette kıldığın, dost edindiğin kulların arasına kat. Bize verdiklerini bereketli mübarek kıl. Yarattıklarının şerrinden bizi koru. Muhakkak ki sen hak olana hüküm verirsin ve senin aleyhinde hüküm asla verilmez. Allahım bize bahşet, yasaklama, bize ikram et, bizi yetersiz kılma. Bizleri kendine kul olarak seç, razı olmamıza yardım et ve sen de bizden razı ol. Allahım yüzlerimizi soldan koru, bizi muhtaç olmak ile sınama, çünkü biz yarattıklarının şerrini isteriz ve bahşedilenlerin hamdını gerçekleştirmek, yasaklananların kınanması ile sınanırız. Sen her şeyin üzerinde bahşedensin. Yerlerin ve göklerin tüm hazinesi senin elindedir.
Allahım bizi salih amellerle hidayete erdir, senden başka hidayet verecek yoktur. Kötü amellerden bizi koru, zira senden başka bizleri koruyacak olan yoktur.
Alemlerin Rabbine hamdolsun
Tercüme eden: MERVE KARAARSLAN